The Boys (2019) Fragman
Film Özeti
“The Boys”, süper kahraman destanlarının hiçbirimizin tahmin edemeyeceği kadar karanlık bir suratını gösteriyor. Hayır, bu sıradan bir süper kahraman hikayesi değil; aksine işler harbiden çılgın. Yozlaşmış, kendini kaybetmiş kahramanların dünyasında, herkesin güvenle uyumasını beklediği bir sistemin aslında ne kadar kötüye gittiğini gözler önüne seriyor.
Yönetmen koltuğunda Stefan Schwartz, Matt Shakman ve Philip Sgriccia gibi isimlerin oturduğu bu yapım, bize “Kahraman mısın, yoksa canavar mı?” sorusunu sorduruyor. Karl Urban’ın canlandırdığı Billy Butcher karakteri, adalet arayışında olan bir adam olarak ön plana çıkıyor ve biz de onunla birlikte bu çetrefilli yolculuğa çıkıyoruz. Ve bu yolculukta onu destekleyen bir grup var; “The Boys”… Jack Quaid, Erin Moriarty ve Jessie T. Usher gibi isimler, onlara denge sağlıyor.
Süper kahramanlara duyulan hayranlık, gözlerimizin önünde düşüyor. Güç, şöhret ve yanlışı doğruyla karıştırmak… Eee işte tam da burada The Boys devreye giriyor. Şu an bile düşünüyorum, izlediğimde içimden “abi, nasıl böyle bir şey yapabilirler?” dedim. Her bölümünde, koruyucu güçlerin nasıl yozlaştığını görmek öyle bir tat ki, of ya, gerçekten içten bir üzüntü kaplıyor insanı. Zaman içerisinde kahramanların yaşadığı çelişkiler, izleyicinin kalbinde unutulmaz bir iz bırakıyor. En basitinden, birinin geri dönmek istemediği bir geçmişle yüzleşmesini de çok iyi işliyorlar.
Duygusal anlar, aksiyon dolu sahnelerle birleşiyor ve bu ikilinin harmanlandığı bir evrende, izleyici olarak kendinizi sürekli diken üstünde buluyorsunuz. “The Boys”, sıradan bir dizi olmanın ötesinde, duygusal bir derinlik de barındırıyor. Şu anda onu izlemeyi düşünüyorsanız, birkaç uyarıda bulunmalıyım: hazırlıklı olun, çünkü bir yere kadar gidebilirsiniz ama sonunda sizi düşündüren şeyler olacak… Ve emin olun, pişman olmayacaksınız!
Yorumlar